ÖZÜR... Bir süreliğine bloguma yazamadım, kusura bakmayın.Önce hafta sonu üç günlüğüne memlekete, Gümüşhane'ye gittim, teknolojiden uzak bir haftasonu geçirdim. Dönüşte de internet sitesi (www.ilkermutlu.org) çalışmalarına bulaştım. Bu çalışmalar olsun, yazı çizi işleri olsun, beni hayli meşgul ediyor. En kısa zamanda döneceğim ya da buluşmalarımıza internet sitemde devam edeceğiz... SEVGİLERİMLE... İlker Mutlu
Kayıtlar
Temmuz, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yeşilçam’ın Uyarlamaları: AVARE Avare ’yi, ilk televizyonda izlediğimi hatırlıyorum, siyah beyaz, tek kanallı TRT yıllarında. İçe işleyen bir filmdir. Öyle sahneleri vardır ki, on yıllar geçse yine de hatırlarsınız. Yağmur altındaki doğum sahnesini ve o sahneye eşlik eden mahalli şarkıcıları, dekorlarda geçen müzikal sahnelerin yapaylığını bir anda unutturuveren, belgesel gibi çekilmiş kenar mahalle sekansları ( Raj Kapoor çıplak bir çocuğu kucağına alır ve o derme çatma evlerin arasında, eski püskü kıyafetleriyle gezinir), Nargis ’in o aslında erkeksi iriliğine rağmen hemen narinleşiveren duru güzelliğiyle Avare ’ye yalvardığı anları, utangaç aşk sahnelerini ve kimi yerlerdeki kötü, ama zaten o haliyle güzel oyunculukları bir kere izleseniz unutamazsınız. Uzun, ama sihirli bir filmdir Avare . Raj Kapoor ’un çizdiği tipleme Şarlo ’dan hayli esinlenmiştir, ama bir kendine özgülüğü de yok değildir ve tüm dünyada büyük ilgi görür, Hint sinemasının tanınmasını sağlar. Sinemalarımıza ...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
BU OSCAR NE MENEM BİR ŞEYDİR ya da FESTİVAL KÜLTÜRÜ Sinema üzerine yazmaya karar verdiğim dönemlerde, biraz da takip ettiğim sinema yazarlarının yazılarının yönlendirmesiyle, festival filmlerini öncelikle görmeye önem verir hale gelmiştim. Oscarlı, Altın Palmiyeli, Ayılı, Leoparlı filmlerin çılgın arayıcısı haline gelmiştim ve bunlardan bulabildiklerimin tamamını izlemeyi hedefliyordum. Festival kültürünün (istisnalar kaideyi bozmaz düsturuyla elbet) aslında tümüyle reklama, propagandaya yönelik bir yapısı olduğunu kavramam yıllarımı aldı. Gerçekten de bu çok tuhaf bir şeydi. Dünya üzerinde senede yüz binlerce film çekiliyor olmalıydı, ama bir film (genelde Hollywood menşeli) çıkıyor ve (sözde) farklı bir sürü festivalden aynı ödülleri ve övgüleri topluyordu. Bu dalga bizim sahillerimize de vuruyor ve bizim sinema yazarlarımız da listelerinin en başına hep bu filmleri yerleştiriyorlardı. Ben kimim ki bu döngüye çomak sokayım ki falan derken, ama bir yandan da burada bir yanlışlı...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Kemal Sunal… Kemal Sunal aramızdan ayrılalı bugün itibariyle tam on yedi yıl olmuş. Bazı insanların öldüğünü kabul etmek zordur. ‘Aramızdan ayrılalı’ tabirini kullanmamızın bir nedeni de odur. Bir gün dönüvereceğini, “Merhaba ben geldim! Var mı çayın?”, diye sesleneceğini düşünürsünüz aralıksız. Nasıl düşünmezsiniz ki? Onun filmlerinin ekran çıkmadığı bir gün bile olmadı. Günün hangi saati kanallar arasında zaplasanız, mutlaka bir filmine rastlarsınız bir kanalda. İşte Tosun Paşa kılığında Şener Şen’le dalga geçmekte ya da Şabanoğlu Şaban’da her fırsatta omzundan vurmakta onu. İşte Kibar Feyzo geçiyor ve Müjde Ar’a “Ben bir sevda kuşuyum!”, diye şakıyor Şaban. ‘Hababam’sız olmaz; her gün en az on kanalda rastlarsınız. Şehirlerarası otobüs yolculuğunda uyku tutmaz, ekrana yüklenen filmleri gezersiniz, ‘Süt Kardeşler’ oradadır; kahkahanız yanınızdaki yolcuyu uyandırır. Başka bir yazımda da bahsetmiştim. Kendini izlettiren filmlerdir onlar. Az sonra gelecek espriyi bilir ve hatta d...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
PRAG’LI ÖĞRENCİ Yapıldığında hiçbir sanat eserinin 100 yıl sonra hatırlanacağı, adının anılacağı tahmin edilemez sanırım. Kalıcılıkları pek çok faktöre bağlıdır. Çığır açmış, bir şeyi ilk defa yapmışlardır. Görülmemiş başarılardır çoğu. Sadece kendilerini değil, yaratıcılarını da ölümsüz kılarlar. Hele on binlerce örneği olan sinema filmleri için kalıcı olma niteliği kolay yakalanabilecek bir şey olmasa gerek. Filmimiz, Prag’lı Öğrenci ( Der Student von Prag , Stellan RYE & Paul WEGENER, 1913) de kalıcılığını çoğu film tarihçisi tarafından “ilk korku filmi” sayılmasına (daha önce yapılmış Frankenstein (Thomas A. EDISON, 1910) gibi az sayıda örneğe rağmen), Hanns Heinz EWERS tarafından, Edgar Allan POE gibi korku yazarlarının eserlerinden faydalanılarak senaryolaştırılmış olmasına, Paul WEGENER gibi dışavurumculuğun en özgün oyuncularından birini başrole taşımasına, Faust efsanesine getirdiği farklı yoruma, üzerine müzik yapılan ilk film olmasına, ama en çok da uzun yıllar ...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Samsun’un Sanatçıları Samsun’dan sanat niye silinmek istenir? Sinemalar kapanır, tiyatro sahneleri kaderine ter edilir, sanatçıları desteklenmez… Ve niye Samsun’umuzun beş özel tiyatrosu birleşip, Gazi Sahnesi’ni ortaklaşa kullanmak üzere kiralamak durumunda kalır? Anlayamıyorum, Samsun hep böyle değildi. Ben yazlık, kışlık, açık, kapalı en az on sinema salonu olan bir Samsun hatırlıyorum. Bugünkü neredeyse bütün özel tiyatrolarının bünyesinden çıktığı hayli yetkin bir Oda Tiyatrosu hatırlıyorum. Fuar’ı hatırlıyorum ki her sene ne sanatçılar gelirdi. Fuarın sonunda kocaman bir açıkhava tiyatrosu vardı ve inanılmaz keyifli oyunlar seyrettik orada, hatırlıyorum. Nejat Uygur her yaz mutlaka konuk olurdu o sahneye; Cibali Karakolu’nda arkadaşlarımla yerlere yatmıştık, hatırlıyorum. Samsun’un simgesi olmuş bir fuar neden kaldırılır? Opera durağının adı neden değiştirilir? Neden sanatı çağrıştıran her şeyden bu denli kaçılır? Bir açıklaması vardır elbet ve belki de aklımızın ye...