Yeşilçam’ın Uyarlamaları: AVARE
Avare’yi, ilk televizyonda izlediğimi hatırlıyorum, siyah beyaz, tek kanallı TRT yıllarında. İçe işleyen bir filmdir. Öyle sahneleri vardır ki, on yıllar geçse yine de hatırlarsınız. Yağmur altındaki doğum sahnesini ve o sahneye eşlik eden mahalli şarkıcıları, dekorlarda geçen müzikal sahnelerin yapaylığını bir anda unutturuveren, belgesel gibi çekilmiş kenar mahalle sekansları (Raj Kapoor çıplak bir çocuğu kucağına alır ve o derme çatma evlerin arasında, eski püskü kıyafetleriyle gezinir), Nargis’in o aslında erkeksi iriliğine rağmen hemen narinleşiveren duru güzelliğiyle Avare’ye yalvardığı anları, utangaç aşk sahnelerini ve kimi yerlerdeki kötü, ama zaten o haliyle güzel oyunculukları bir kere izleseniz unutamazsınız. Uzun, ama sihirli bir filmdir Avare. Raj Kapoor’un çizdiği tipleme Şarlo’dan hayli esinlenmiştir, ama bir kendine özgülüğü de yok değildir ve tüm dünyada büyük ilgi görür, Hint sinemasının tanınmasını sağlar.
Sinemalarımıza geldiği ‘50li yıllardan itibaren film öyle ilgi görmüştü ki, sonraki zamanda birkaç yılda bir salonlara uğramış, her seferinde de aynı yoğun seyirci ilgisini çekmişti. ‘80lerde Samsun Zafer Sinemasında fimlmin bilmem kaçıncı kez gösterildiğini ve üç hafa afişte kaldığını hatırlıyorum.
1960 ve 1970’lerde yapım sayısında yapay bir artış gösteren Türk Sinemasının özelliklerinden biri, bol sayıda yabancı kaynak kullanmasıydı. Bu kaynak, etki ve türler ticari sinemada bir tercih konumuna gelmişti. Az zamanda çok işin yapıldığı bir ticari düzende özgün öykü ve senaryo, yorum ve zaman sorununu da beraberinde getirir. Yerli roman, öykü, sahne oyunu başta bir araştırma, sonradan bir uygulama sürecini ve maliyet açısından önemli olabilecek bir telif hakkını gerektirir. Durum böyleyken yabancı bir filmi, en azından çıkış noktası olarak kullanmak bir kolaylık, bir rahatlık getirmelidir diye düşünülebilir. Ancak, toplumlar arasında duygu, görüş ve anlayış farklılıkları vardır. Bu farklılıkları yenerek halkın hikâyeye yabancılık çekmemesini sağlamak zordur. Düşünün, 1967’de çekilen 109 filmin senaryosu, yalnızca 11 senaryocunun elinden çıkmış ve bunlar arasında bir yılda tek başına 23 senaryo, 18 senaryo, 11 senaryo verenler var.
Avare de bu dönemde el atılan yapımlardan biri. Aslında orijinal film de François Coppee’nin Le Coupable adlı bir kısa öyküsünün serbest uyarlamasıdır. Öykünün uyarlaması daha çıktığı yıl, 1917’de Fransa’da yapılmıştır (Le Coupable, Andre Antoine, 1917). Öykü, sinemya çok uygun, inişli çıkışlı bir yapıdadır ev kısmen ya da tamamen, çeşitli ülke sinemalarında işlenmiştir. Ama en büyük başarıyı sağlayan uyarlama, 1951’de Raj Kapoor’un çektiği, buraya konu ettiğim Awara’dır.
Avare’nin kazandığı büyük başarı, yukarıda saydığım nedenlerden dolayı yabancı sinemasl kaynakları talan etmeye yönelmiş sinemacılarımızın da dikkatini çekti. İlk uyarlama, kitabın orjinaline bağlı kalan ve diğer uyarlamaların aksine şarkı numarası içermeyen Gençlik Hülyaları idi (Halit Refiğ, 1962) ve başrolde Göksel Arsoy’la Nilüfer Aydan vardı, ardından 1964 yılında Sadri Alışık’lı, Ajda Pekkan’lı Avare geldi (Semih Evin); hatta Alışık bir sahnede üzerine Türkçe sözler yazılmış Avare parçasını söyledi, 1970te iki uyarlaması oldu filmin: Avare (Remzi Jöntürk, oynayanlar Yılmaz Köksal, Esen Püsküllü) ve Kader Bu (Çetin İnanç, oynayanlar Yalçın Gülhan, Aysun Güven, afişte filmin asıl adının altında dikkat çekici biçimde AVARE yazıyordu, bir de Adnan Şenses’le Selma Alper’un oynadıkları, haliyle bol şarkılı Avare (Remzi Jöntürk, 1978), bu filmin bir yerinde şaşırtıcı bir şekilde, Cem Karaca’in provokatif Biz Görmedik Sen Görürsün parçası filmdeki bir sahneye eşlik eder!










Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar